18 Mart 2017 Cumartesi

Lazistan Neresidir?


Tarihte Lazica denen yerin ve malum krallığın günümüzde Lazistan olarak bildiğimiz Rize-Artvin sahili ile pek bir ilişkisi yoktur. Lazica, Fasis nehri, yani şimdiki Rioni boylarında kurulmuştu ve en geniş olduğu dönemde bile Batum'a ulaşıp ulaşmadığı konusu şaibelidir. Bu krallık aslında bir Megrel krallığı idi ve Laz olarak belirtilen halk ise yine Megrellerden başkası değildi.


6. yüzyılda Lazica’daki Bizans-Pers savaşlarını anlatan Procopius Atina (Rize-Pazar ilçesi) ile Apsaros (Çoruh nehri ağzındaki Gönye/Gonio şehri) arasındaki sahayı, ne Lazica’ya ne de Bizans’a bağlı olan “özerk insanlar”ın yaşadığını bir yer olarak tanıtır. Burasının kıralsız bir halk olma geleneği ise çok daha eskiye dayanır.

Lazistan olarak bildiğimiz bölgeye ancak Trabzon İmparatorluğu döneminde Lazia ya da Lazica dendiğini, burasının Trabzon İmparatorluğu’nun idari taksimatındaki 7 bandaya (thema’dan küçük idari birim, kaza diyelim) nazaran tek thema (yaklaşık olarak eyalet diyebileceğimiz idari birim) olduğunu da belirtelim. Bu dönemde buraya Θέμα τῆς Μεγάλης Λαζίας yani “Büyük Lazia Theması” denmiştir ki bu isim, Laz-Mağal şeklinde, Osmanlı döneminde Kapistre köyü ile Hopa – Bucak mahallesine değin uzanan sahayı ihtiva eden zeamet ve nahiye için kullanılmıştır.

Söz konusu bölgeye o zamana kadar bu isimlendirme hiç kullanılmamasına rağmen, 11. yüzyıllarda birden bire buraya Lazia denmesinin, hatta bununla yetinmeyerek “Büyük Lazia” denmesinin belli bir açıklamasının olması gerekir. Benim kanaatim ve en mantıklısı "Trabzon imparatorluğu Tarihi" adlı eserin müellifi Fallmerayer’in şu tespitiyle aynı doğrultudadır: “Arapların zaferlerinin ardından, Anadolu coğrafyasındaki pek çok yer gibi Pontus adı da kayboldu. Devletin eyaletleri artık “Eparch” değil, “Theme” olarak anıldı. Buna rağmen Bizans sarayının gururu, daha doğrusu aczi o kadar ileri vardı ki, yitirilen eyaletlerin bazılarının adları henüz yitirilmeyen eyaletlere verilerek, arazi genişliği eskiye göre olmasa dahi theme sayısının çokluğuna göre, aynı büyük devletin devam ettiği yanılgısına düşmüştü.”

Muhtemelen bölgeye Lazia denmesi kaybedilen eski Lazica’ya bir gönderme yapıyordu ve eski Lazica’daki hak iddialarını da canlı tutuyordu.

Buna benzer bir örneğe günümüzde de tanık olmaktayız. Gürcistan Patrikliği 2002 sinodunda (dini toplantı) Batum-Kobuleti “epark”ını (epark - Ortodoks Hıristiyan kilisesinde idari bölge) teşkil etti. 2007’de tabiri caizse, meydanı boş bulan patriklik bu eparkın adını “Batum ve Lazistan Eparkı” (ბათუმისა და ლაზეთის ეპარქია) şeklinde değiştirdi, başına da bir episkopos atandı. Batum ve Lazistan Eparkının internet sitesi bu: http://www.eparchy-batumi.ge/

Oysa ki Gürcü Kilisesi tarihin hiçbir döneminde burada örgütlenmemişti ve buraları tamamen İslamlaşıncaya kadar, İstanbul Patrikliği'nin ruhani idaresi altındaydı. Bununla birlikte Sovyetlerden sonra tarihinin altın çağını yaşayan Gürcü Patrikliği “Tarihi Gürcistan” olarak saydığı bölgeye özlemini daha fazla gizleyemedi. Öyle ya, Lazlar da Gürcü idi ve Lazların habitatları da doğal olarak Gürcistan’ın bir parçası kabul edilmeliydi. Patriklik bu yöndeki niyetini ve iddialarını vurgulayacak şekilde işbu eparkı teşkil etmiş bulundu.

Buradan biz konumuza geri dönelim.

1461’de Trabzon Osmanlıların eline geçince 1560’lara kadar Trabzon çeşitli eyaletlere bağlı sancak statüsünde el değiştirip durdu. Lazistan bölgesi de bunlara paralel olarak Trabzon sancağına ve kısa bir dönem de Batum Eyaletine bağlı Atina ve Laz (Arhavi) Kazaları olarak bu değişken taksimatın içerisinde yer aldı.

1562-1565 yılları arasında Trabzon sancağına eyalet statüsü verildi ve Batum Eyaletiyle birleştirilerek Trabzon-Batum Eyaleti kurulmuş oldu. Bu eyalete Trabzon Eyaleti dendiği gibi “Eyâlet-i Batum nâmı diger Trabzon” adı da verilmekteydi.

Bu yeni eyaletle birlikte, Atina ve Laz kazaları birleştirilerek Gönye Sancağı oluşturuldu. Bu saha günümüzdeki Çayeli-Pazar arasındaki Kemer köyünden başlayıp Çoruh nehrinin ağzına kadarki sahayı ve güneyde Borçka’ya kadar Çoruh nehri boyunu kapsıyordu. Şimdiki Çxala (Borçka – Düzköy köyleri) vadisi ve Beğlevan (Güreşen köyleri) köyleri ile Gürcistan’daki Çoruh batısındaki köyleri de ihtiva ediyordu.

O zamana kadar Arhavi Kazasına bağlı bir köy olan Gönye neden mi sancak merkezi oldu? Gönye taa Roma zamanından kalma, aynı adlı oldukça büyük bir kaleye sahipti. Osmanlılar 16. yüzyılda bu kaleyi yeniden inşa ettiler ve bu geniş kale Doğu Karadeniz’in askeri üssü haline geldi, paşalar bu kalede ikamet ettiler.

Bununla birlikte, sancağa gerek resmi yazışmalarda gerekse yerli yabancı seyyahların notlarında Lazistan adının da verildiği görülmektedir.

Bu statü Tanzimat Fermanına değin bu şekilde devam etti. Tanzimat Fermanının yenilikleri arasında yer alan iktisadi ve idari maddeler gereği bölgede yeniden idari düzenlemeye gidilmesi zarureti ancak derebeylerin iknası ile 1851’de mümkün olabildi.

Bu tarihte eyalet sisteminden vilayet sistemine geçildi. İdari yapı mahalle, köy, nahiye, kaza, liva ve vilayet olarak belirlendi.

Bu değişiklikten hemen önce, 1828-1829 Osmanlı - Rus muharebeleri sonunda imzalanan Edirne Antlaşması (1829) ile Batum Sancağına bağlı Anapa-Faş arasındaki bölge Rusya’ya bırakılmıştı. Bu kayıpla iyice daralan Batum Sancağı, Gönye Sancağı ile birleştirilerek Batum merkezli olmak üzere “Lazistan Sancağı” kurulmuş oldu.

1876’da Lazistan Sancağı; Nefs-i Batum Kazası, Maçahel Nahiyesi, Livane (Artvin) Kazası, Acara-i Sufla Kazası, Çürüksu (Kobuleti) Kazası, Hopa Kazası, Arhavi Nahiyesi, Atina Kazası, Hemşin Nahiyesi, Acara-i Ulya Nahiyesi, Gönye Nahiyesi ve Heba (şimdiki Borçka’ya bağlı Karşıköy) Nahiyesi adlı idari birimlerden oluşmaktaydı.

1877-78 Rus Harbinde, bir sınır livası ve savaşın Kafkasya cephesini teşkil etmiş olması hasebiyle, savaştan en çok etkilenen yerlerden biri de Lazistan Sancağı oldu.

93 Harbi olarak bilinen bu savaştan sonra, yukarıda anılan birimlerden Batum Kazası, Maçahel Nahiyesi, Livane Kazası, Acara-i Sufla  Kazası, Çürüksu Kazası, Acara-i Ulya Nahiyesi, Gönye Nahiyesi ve Heba Nahiyesi ile Hopa Kazası’nın doğusu Abdülhamit tarafından bilmem kaç bin ruble karşılığında Rusya’ya terk edildi, yani satıldı. Geri kalan Hopa’nın Batısı, Arhavi Nahiyesi, Atina Kazası ve Hemşin Nahiyesi ile yeniden idari bir yapılanmaya gidilerek, Keskim (bölgede Makuf olarak bilinen şimdiki Yusufeli bölgesi) ve Rize-Çayeli civarları yeni kurulan Lazistan Sancağı’na dahil edildi ve sancak merkezi de Rize’ye taşındı.

Yani, kısacası Rize, Lazistanlığını Ruslara borçlanmış oldu. Lazistan yazan her yeri Rize diye düzelten zevata ilan olunur. 

Bu durum Cumhuriyet’ten sonra 20 Nisan 1924’de Lazistan Sancağı lağvedilip yerine Rize vilayetleri kuruluncaya kadar devam etmiştir. İyidere – Sarp arasını kapsayan bu vilayet, 20 Mayıs 1933’te Şavşat-Borçka-Yusufeli dolaylarını içine alan Artvin vilayeti ile birleştirilerek Çoruh Vilayeti kuruldu. Ancak bu durum da uzun sürmedi. 1936’da Çoruh vilayet merkezi Artvin’e taşınarak, Rize’de ayrı bir vilayet teşkil edildi. Bu dönemde Fındıklı dahil Sarpa kadarki sahil Artvin merkezli Çoruh vilayetine verilmişti. Ancak 1948’de Fındıklı ilçe yapılıp Rize’ye dahil edilerek günümüzdeki taksimat sağlanmış oldu.

Şu halde Tarihi Lazistan’ı Osmanlıdaki siyasi bir birim olarak değil de Lazların geleneksel olarak yaşadıkları ülke olarak kabul edersek, buranın Batı sınırının, Lazcanın konuşulurluğuyla paralel olarak, Kemer köyünden başlatmak gerekir. Doğu sınırı ise muhakkak ki Çoruh nehridir.

Bunun haricindeki, özellikle Gürcü milliyetçilerinin iddiaları gibi Lazistanı Trabzon’u da içine alacak şekilde ve hatta Samsun’a kadar uzatmak hiçbir tarihi gerçekle bağdaşmaz. Bunlar hüsnükuruntunun ötesine de geçmez.