30 Temmuz 2015 Perşembe

Zehirli Ballar Diyarından - Deli Bal ve Rhododendron


            Gel sevduğum kaçalum,
            Dağlar olsun evumuz.
            Her komardan bir yaprak
            Olsun kiremidumuz.

Tanınmış Alman bitkibilimci Karl Koch 1840’larda bitki derlemek üzere Trabzon Vilayetine gelir. Trabzon valisi neden geldiklerini sual edince, Koch, lisan-ı münasiple meramını şöyle anlatır: “Ülkemde Kral Hazretleri hasta, ülkemizin bilgeleri Lazistan dağlarının ebedi buz ve karla kaplı tepelerinde harika bitkiler olduğunu, eski kutsal bir kitaptan okumuşlar. Kendileri de bizi sağlıklarının geri gelmesi için gönderdiler.” Bu ifadeler o zamanlar Lazistan olarak bilinen eski Pontus’un bitki ve şifa yönündeki mistik şöhretini modern Avrupa’ya yeniden hatırlatmış olmalıdır.
Ünü Eski Yunanı aşıp, eski kutsal kitaplara kadar girmiş, Hollywood’a dayanmış Doğu Karadeniz dağlarının “efsanevi” alametifarikalarından en birincisi deli baldır.
Deli baldan etkilenmiş Roma askerleri.
2009 yapımı Sherlock Holmes adlı filmde, Holmes’i canlandıran Robert Downey filmin sonunda şöyle der: “Rhododendron ponticum nektarından elde edilen bir zehir var, Türkiye’nin Karadeniz kıyısında ölümcül felce sebep olduğu için kötü bir nam salmıştır. Yöresel adı deli balı hastalığıdır.” Filmde kötü adam Lord Blackwood, bu zehri kullanarak kendini ölü gibi göstermeyi başarır. Ancak keskin zekâlı dedektifimiz engin genel kültürü ile bu hileyi fark eder.
Her ne kadar, filmde bahsi geçen zehir, nabzı sıfıra indirip sizi dirilmek üzere öldürmese de, Karadeniz’de yetişen Rhododendron türlerinin hafif ya da orta şiddette zehirlenmelere neden olabildiği bir gerçektir. Zehirlenmeye grayanotoksin denen bir zehir sebep olur. Toksin, iskelet ve kalp kası, nöronlar ve merkezi sinir sistemini etkiler. Doza bağlı olarak grayanotoksin alımını takiben birkaç dakika ile 2-3 saat içinde tükürük salgısında artış, kusma ve özellikle ağız çevresi ile uzuvlarda uyuşma baş gösterir. Daha sonra tansiyonda düşme ve kalp ritminde azalma gerçekleşir. Ciddi zehirlenmelerde koordinasyon bozukluğu, bilinç değişikliği ve nöbet görülebilir. Kalp kapakçıklarında ileti bozukluklarına bağlı kasılmalar görülebilir ve kalp atım sayısının normalden aşırı bir şekilde artması durumu gelişebilir. Semptomlar genel olarak 24 saatte geri döner.
Grayanotoksin, bitkinin yaprak ve çiçeklerinde bulunur. Bu çiçeklerin nektarından elde edilen balda da söz konusu toksin fazlasıyla mevcuttur. Bu bal, Sherlock Holmes’un da dediği gibi, deli bal namıyla meşhurdur.
Deli bal ile ilgili en eski kayıt, Xenophon’a (MÖ 430-354) ait. MÖ 400’lerde kaleme aldığı Anabasis adlı savaş seyahatlerini anlattığı kitabında, Xenophon, Persia dönüşü, Trabzon civarında başlarından geçen bir olayı anlatır:
“Bu köylerde onları şaşırtan bir tek şeyle karşılaştılar: Birçok kovan vardı ve bu kovanlardaki peteklerden bal yiyen askerler kustular, ishal oldular ve içlerinden hiç biri ayakta duramıyordu; az yiyenler körkütük sarhoş olmuş insanlara, çok yiyenlerse azgın çılgınlara, hatta can çekişen insanlara benziyorlardı. Bu durumda birçoğu bir bozgun sonrasındaymış gibi yere serilmiş büyük bir umutsuzluk başlamıştı. Ertesi gün kimsenin ölmediği görüldü ve sarhoşluk yaklaşık olarak bir gün önce başladığı saatte geçti. Üçüncü ve dördüncü gün müshil almış gibi bitkin düşmüş halde ayaklandılar.”
Aristotales’e (MÖ 384-322) isnat edilen De Mirabilibus Auscultationibus adlı esere göre, Pontus’ta arılar, sağlıklı bir insanı deliye çevirebilen, şimşir ağacından sert kokulu bir bal yaparlarmış. Bu kayıtta deli balın şifalı özelliğine de değinilir ve söz konusu balın epilepsi tedavisinde kullanıldığı belirtilir.
Plinius (MS 23-78), Naturalis Historiae adlı dünyanın ilk ansiklopedisi sayılan 37 kitaplık eserinde deli baldan birkaç kez bahsedilmektedir. Plinius, Pontus’u “zehirli ballar diyarı” olarak nitelendirmesine bakılırsa, Xenophon’un anlattığı hikâyenin Eski Yunan’da oldukça popüler olduğu anlaşılıyor.
“Arıların yiyeceği o kadar önemlidir ki bu yüzden balları bile zehirli olabilir. Pontus’ta Herakleia’da aynı arılardan olan ballar bir kaç yıl sonra öldürücü olurlar. Otoriteler bu balların hangi çiçeklerden yapıldığını açıklamamışlardır. ... Bir çeşit bal daha vardır ki, aynı Pontus bölgesindeki insanlar arasında yaygındır ve meydana getirdiği çılgınlığa maenomenon denir. … Balmumunun en iyisi Punic olarak adlandırılır. Aslında çok sarıdır, ama zehirli ballar diyarı Pontus’ta üretilmektedir.”
Mainómenon Yunancada “kızgın, çıldırmış” demektir.
Deli bal hakkında en ilginç hikaye Amasyalı Strabon’a (MÖ 64-MS 24) aittir. Strabon, Geographica adlı eserinde deli bal hakkında enteresan bir olay nakleder:
“Heptakometler, Pompeus’un ordusu dağlık ülkeden geçerken, üç Roma bölüğünü imha etmiştir. Bunlar, ağaç dallarındaki peteklerden elde edilen deli balı kâselere koyup yol üzerine bıraktılar ve askerler bunu yiyip de bilinçlerini kaybedince, onlara saldırarak kolayca hepsini saf dışı ettiler.”
Bazı araştırmacılar, bu şekilde kullanılan deli balı, tarihin ilk biyolojik silahı olarak kabul etmektedirler.
Mistik bir doğu efsanesi olarak, sevilerek anlatılan, Medea ve Arganotlar hikayesi ile gizemi daha da ürkütücü bir hal alan zehirli ballar diyarı Pontus ve Doğu Karadeniz’in ve ballarının, üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen, hala aynı şöhretini koruyor olması oldukça istikrarlı bir “geleneksel arıcılık” faaliyetine işaret ediyor.
Eski Yunan ve Romalılar balı çıldırtan bitkiyi her ne kadar yanlış tespit edip, şimşiri suçlamışlarsa da kadim zamanın arıcılarının soyundan gelen Karadeniz’in şimdiki arıcıları, ataları kadar iyi tanıyorlar bu bitkiyi.
Mşkeri - Rhododendron ponticum 
Bilim çevresinde Yunanca adıyla tanınan Rhododendron (rhodon ‘gül’ ve dendron ‘ağaç’ demektir) Türkçede daha ziyade ormangülü olarak bilinir. Lazcasıysa mşkeri'dir. Halk ağzında, her dem yeşil, mor çiçekli R. ponticum türüne kafil/kuful (Vakfıkebir), kara ağu (Giresun), zelenika (Kırklareli) ağugülü / ağu (Bartın) ve Doğu Karadeniz’de komar adı verilir. Ağu adı zehir anlamındaki ağı ile aynı kelimedir. Komar kocayemiş olarak bildiğimiz Arbutus unedo adlı çalının Yunan dilindeki isminden Türkçeye geçmiştir: κούμαρο kúmaro. R. Ponticum Türkiye’deki en yaygın Rhododendron türüdür; Istranca-Çatalca Bölümü ve Karadeniz Bölgesi’nin Karadeniz’e bakan rutubetli yamaçlarında yetişir.
R. luteum yani Lazcasıyla yeli, en yaygın ikinci türdür. Çatalca-Kocaeli Bölümü, Karadeniz Bölgesi ve İç-Batı Anadolu Bölümü’nde yetişir. Çiçekleri sarıdır ve kışın yaprak döken ender türlerdendir. Halk arasında sarı ağu (Bartın) olarak bilinen bu türe, Doğu Karadeniz’de zifin/cifin/çifin/sifin/zifina ve Artvin’de yel adı verilir. Zifin Yunanca, yel ise Gürcücedir. 
Yeli -Rhododendron luteum
Bitkinin endemik bir türü olan R. Caucasicum, Kafkas dağ silsilesinin devamı olan Doğu Karadeniz Bölgesi ve Erzurum-Kars Bölümü’nde, yaylalarda yetişir. Çiçekleri beyaz, kendisi bodur bir türdür.
Sadece Doğu Karadeniz dağlarında yetişen kırmızı çiçekli R. smirnowii ve beyaz çiçekli, R. ungernii nadir görülen türlerdir. Sonuncusunun yapraklarının altı beyaz tüylerle kaplıdır ve körpe filizleri oldukça yapışkan bir özsu salgılar. Beyaz çiçekli bu iki türe Lazcada mşkerikçe adı verilir.
Mşkerikçe - Rhododendron ungernii
Bu türlerden başka, hibritler de kayda geçmiştir. Sadece Doğu Karadeniz Bölgesinde tespit edilen bu hibritler yukarıda saydığımız türlerin çaprazlaması ile oluşmuşlardır: Rhododendron x davisianum (R. smirnovii x R. caucasicum), Rhododendron x filidactylis (R. ponticum x R. ungernii), Rhododendron x rosifaciens (R. smirnowii x R. ungernii), Rhododendron x sochadzeae (R. ponticum x R. caucasicum).
Yerel arıcılara göre arılar zifin ağacına konmaz, ondan nektar almazlarmış. Bu yüzden deli bal komar ağacının nektarından kaynaklanır. Eski zamanlarda komar çok sık yetiştiği için, Mayıs sonlarında komar çiçeği mevsimi bitince kovanlar sağılır ve komar balı diğer ballardan ayrılarak saklanırdı. Bunu zehirlenmekten korktukları için değil, taze bal yemek ve asıl bal zamanı olan kestane balına kovanda yer ayırmak için yaparlardı. Ayrıca komar balının kendine has rayihası ve tadı da komarla diğer balların karıştırılmaması için geçerli bir sebepti.
Yörede bal tutması denen zehirlenme uyuşma, kusma, halsizlik ve baygınlık ile kendini gösterir. Bir-iki gün sürer ve etkisini kaybeder. Ekseri taze bal yenirse bal tutar, Plinius’un belirttiğinin aksine beklemiş balın tutmadığına inanılır.
Geleneksel olarak bal tutmasında kişi soğuk su ile yıkanır. Bal tutmasının panzehirinin soğan olduğu söylenir. Arıcıların iddiasına göre, baş soğanı çiğ olarak yemek bal tutmasını çabucak iyileştir!

Günümüzde deli bal ilaçlık olarak satılmakta ve dünyanın her yerinden alıcı bulmaktadır. Avusturalya’da yaşanmış bir deli bal zehirlenmesinde, zehirlenmeye sebep olan balın Karadeniz’den edinildiği bildirilmiştir. Aslında Rhododendron türlerinin çok az bir kısmında söz konusu toksin yok. R. ponticum ve R. luteum’den başka, ABD’de Oregon’dan Güney Kaliforniya’ya kadar olan bölgede yetişen Rhododendron occidentale, yine British Columbia (Kanada) ve Kaliforniya’da bulunan Rhododendron macrophyllum ve British Columbia, Kolorado ile Oregon’da yetişen Rhododendron albiflorum grayanotoksin üreten diğer türlerdir. Bununla birlikte, botanik parklarda ve bitki koleksiyonlarındaki R. ponticum’ların da bazı zehirlenmelere sebep olduğu tespit edilmiş. Sadece çiçeklerinden değil, yapraklarından da yiyen hayvanlarda zehirlenmeler ve hatta ölümler gerçekleştiği kayıt altına alınmış. Bir botanikçinin tek bir damla komar nektarından ötürü zehirlendiği bile kayıt altındadır! Bununla birlikte, çocukken komar çiçeklerini afiyetle yediğimizi çok iyi hatırlıyorum. Yapraklarını da çekinmeden çiğnerdik. Hatta açık ateşte ekmek pişirirken ekmeği külden korumak için komar yaprakları örtülürdü. Keskin kokulu zifin çiçeklerinden de çocuk başımıza kolonyalar yaptığımızı hatırlarım. Duyduğuma göre mor ormangülünden reçel de yaparlarmış. Ben yakıştırırım!